Yapmayı sevdiğin şeyleri başkaları için yap, istediğin şeyleri başkalarından öğren.

HEMEN TIKLA, SEN DE ZUMBARA’YA ÜYE OL!

Bisikletle Kutsal Yolculuk: Bir Sunma ve Kabul Etme Seyahati

yelizyilmaz |
31 Ekim 2013 |

Bin Paise Cycle Yatra, Chale, Chalo! Chalo! Cyclewalleh zindabad! – Bedava Bisiklet Yolculuğu. Haydi Gidelim! Haydi, Haydi! Yaşasın Bisiklete Binenler!

Shilpa Jain <shilpa@swaraj.org>

* Bu yazı Zumbara aracılığıyla, saat karşılığında Deniz Altuntaş tarafından çevirilmiştir. Makale Shikshantar’ın ‘Reclaiming the Gift Culture‘ kitabında yer almaktadır. Deniz’e desteğinden dolayı teşekkür ederiz.

Son birkaç yıldır, Swapathgami’deki arkadaşlarımız “bildiklerinden vazgeçme” üzerine iddialı bir maceraya ev sahipliği yaptılar: bir hafta süreyle bisikletle seyahat. İddia neydi? Kimse yanına kuruş dahi almadı – bir lira bile- ve tabii ki yiyecek, cep telefonu, Ipod veya alopatik ilaçlar da… Bisikletle kutsal yolculuk, hem içe hem dışa dönük ruhani bir seyahattir. Bile bile girişilen, para korkusunu yenmenin ve kendimizi armağan ekonomisine yeniden yakınlaştırmanın bir deneyimi. Dayandığı güç ise; bize sevgi ve şefkat göstermenin yanısıra, yiyecek ve barınak da sunan insanların, doğanın ve evrenin iyilik ve cömertlikleridir. Çoktan görünmez kılınan armağanlarımızı tekrar keşfetme ve değerini bilme üzerine bir gezi.

Kutsal yolculuklara çıkmış herkes için aşılması gereken ilk psikolojik engel; evi, para almadan terkediyor olmaktır. Biz şehir insanları, bu kadar savunmasız olmaya alışkın değiliz. Bu öğrenilmiş savunmasızlık hissi, armağan ekonomisine ulaşmakta anahtar görevi görüyor. Ve sonra, diğer “güvenli alanlar” (hazır yemek, teknoloji ve ilaçlar) aşıldıkça, kutsal benliğimiz daha çok açığa çıkıyor. Kutsal yolculuk sırasında, günlük ihtiyaçlarımızı marketten alarak gideremeyiz. Bu yüzden insanlarla para veya statü farklılıkları söz konusu olmaksızın iyi iletişim kurmanın yollarını bulmalıyız. Yani, reddedilme ihtimali de var. Çoğumuz için aşılması kolay bir mesafe değil ama bunu defalarca deneyimlemiş biri olarak, biliyorum ki Kutsal Yolculuk yalnızca olası değil, aynı zamanda özgürleştiricidir.

3 Hafta süren 3 ruhani yolculuğa katıldım. (İkisi Mewar/Rajasthan’da, biri Chandiragh/Punjabi’de) Bu, her şeyden önce bir sunma ve kabul etme yolculuğudur. Ancak kendinizi cömertçe ve karşılıksız sunarsanız ve diğerlerinin armağanlarını kabul edecek kadar alçak gönüllüyseniz işe yarar.

İlk seyahatimden kısa bir öykü: Sekiz kişiydik. Birçok kişi o zamana dek ayrılmak zorunda kalmıştı, ya hastalanmışlardı ya da aileleri dönmelerini istemişti. Biz, “hedef”imize varmıştık (Udaipur’a geri dönmeye başlayacağımız, döngünün diğer ucundaki nokta): Jaisamand Gölü. Çok güzeldi. Birçoğumuz yüzmek için göle girdi. Güneş yakıcıydı. O yüzden biraz bekleyip, hava biraz serinleyince de geceyi bir köyde geçirmek üzere yola çıkmayı planladık.

Beklerken, bizi ve bisikletlerimizi merak eden satıcılarla sohbete daldık. Kısa bir zaman geçti ve bir de baktık ki bir duvarı boyuyoruz, chaat yapmak için sebze doğruyoruz, uğrayacagımız köylerde sunmak için hazırladığımız kısa oyunlar ve jonglör gösterileri yapıyoruz. Bunların karşılığında kabul ettiklerimiz ise; çay, meyveler ve hatta develere binmek.

Sonra, yerlileri ve yabancı turistleri göle götüren tekneciler, geceyi onların adasında geçirir miyiz diye sordular. Aileleri bu adada 400 yıldan fazladır yaşamıştı ve aileden 65 kişi halen orada yaşıyordu. Bisikletlerimizi gece boyunca koyabileceğimiz uygun bir yer bulmamıza yardım ettiler ve biz de onlara, adalarındaki evlerine doğru, gün batımında eşlik ettik. İkişer ikişer evlere dağıldık. Sohbet ettik. Birlikte yemek hazırladık ve yedik. Gece, bütün çocuklar etrafımızda toplandı; çadırımızı ve müzik enstrumanlarımızı onlarla paylaştık. Oyunlar oynadık. O gece, Asya’daki en büyük yapay gölde yüzen bir adadan bakarken, yıldızlar büyüleyiciydi. Sabah erkenden uyandık, inek ve bufalo ahırlarının temizliğine yardım ettik. Taneleri dökülsün diye mısırları dövdük ve onları torbalara doldurmaya yardımcı olduk. Bazı dostlarımız makrome konusunda bilgi alışverişi yaptı. Biraz daha oyun oynadık. Daha sonra tekneciler, bizi bisikletlerimizin sapasağlam beklediği kıyıya geri götürdüler. Uzaklaşırken, hepimiz deneyimlediklerimizin cömertliği ve güzelliğiyle kendimizden geçmiştik. Sihir gibiydi.

Yani, para ve unvanlar olmadan yaşamanın nasıl bir şey olduğunu deneyimlemek isteyenleriniz için, bisikletle kutsal yolculuk, çarpıcı ve cesur bir girişim. Bu yolculuğun bir başka güzelliği, diğer programlardan farklı olarak, organize etmenin masrafsız olması (Bisikletler ve temel tamir aletleri hariç, onlar da ödünç alınıp geri iade edilebilir). Ama getirisi gerçekten paha biçilemez. Ne de olsa, “hazır”dan ibaret dünyamıza en iyi çare, insanlığa ve doğaya olan güvenimizin tazelenmesidir! Buradan ilk ve ikinci bisiklet yolculuklarımızın bir filmine ve bazı fotoğraflara ulaşabilirsiniz.

Bisikletle kutsal yolculuğun, insanlığa inancımızı tazelemenin en güzel yollarından biri olduğunu düşünüyorum.Deneyimlerimden, armağan ekonomisini sağlıklı bir şekilde tekrar özümsemek için birkaç temel prensip/uygulama öğrendim:

−Yabancılarla konuşun

Bisikletle kutsal yolculuk risk almayla ve gerçek benliğinizi ortaya koymakla başlar. Öğrenilmiş utangaçlığımızı, korkularımızı ve hatta egomuzu yenmeyi içerir. Bazen, kendimizi biraz daha zorlayıp, özelimizi de daha çok paylaşmamız demektir. Köylüler bu süreçte, bize sık sık “şahsi” sorular sorarak yardımcı oldular. Bu, aynı zamanda koşullanmış olduğumuz; “cahil”, “geri kafalı”, “fakir” gibi etiketleri bir kenara bırakmamızı; basmakalıp algılardan kurtulup, insanları birey olarak ve sundukları dostluklarıyla görebilmemizi gerektirdi.Biz, zamanla armağanlarımızın ve “diğerlerinin” değerini bilmeyi öğrendikçe, onlar “diğerleri” olmaktan çıktı.

-Sınırlarınızı tekrar değerlendirin

Yolculuğumuz sırasında, kısa zamanda sınırların, kuralların ve normların sonsuza dek değişmez olmadığını anladık. Ne de olsa insan elinden çıkmışlardı ve biz veya başkaları tarafından tekrar konuşulup değiştirilebilirlerdi. Yol esnasında “özel mülkiyet”, “hijyen”, grup hiyerarşisi, din, cinsiyet rolleri gibi geleneksel kavramlarımızı tekrar değerlendirebileceğimiz birçok durum deneyimledik. Bu “sınırları aşma” tecrübesi, birlikte öğrenmenin birçok fırsatını doğurdu. Birçok şey -otellerde, yerel resmi kurumlarda veya hostellerde kalmak yerine insanların evlerinde ya da doğada konaklamayı seçtiğimiz için- kendiliğinden ve çok doğal akışında gerçekleşti.

-Bir “Dürüst Emek Günü” gerçekleştirmeye çalışın

Biz, en başından itibaren yemeğimiz için çalışacağımız ve şehirleşmiş yerlere gidip de parazit misali (hep alan, alan, alan) bir ilişkiye devam etmeyecegimiz konusunda nettik. İlk olarak; yiyecek, hava, su vs. gibi tüketimleriniz için ne kadar emek vermeniz gerektiğine yalnızca siz karar verebilirsiniz.
Bunu size söyleyecek hiç kimse yok. Herkes kendisi için çalışmak zorundaydı ve grup halinde yolculuk ettiğimiz için de bunun nasıl olacağını hep birlikte çözdük. İkinci olarak; hiçbir emek “çok küçük” veya “çok büyük” değildir. Kim, her ne iş yaparsa yapsın -ağır tezek kutularını tarlaya taşımak veya sonsuz görünen saman balyalarını kamyonlara yüklemek veya biber toplamak veya evi süpürmek veya toprak ocakta gözlemeler yapmak veya bulaşık yıkamak- hepsini içtenlikle kabul ettik. Her çalıştığımız an; ellerimiz, kalplerimiz, zihinlerimiz ve ruhlarımız arasındaki bağları iyileştirmenin bir fırsatıydı. Son olarak; iş, beklenti olmadan ortaya çıkmalı. Bazen çalışırdım ve o aile bana içecek veya yiyecek sun(a)mayabilirdi. Yine de evrenin bana ihtiyacım olanı sunacağına inanarak gülümser, bu fırsat için onlara teşekkür eder ve işime devam ederdim.

-En yavaşınız kadar hızlı gidin

Bu söz, arkadaşlarımız Zapatistalar’dan alıntıdır. Yolculuk, bireysel olduğu kadar birliktedir de. Bir yarış ya da herhangi bir çekişme değildir. Yolculuk ettikçe, yolcuların hem kendi ihtiyaçlarına hem gruptaki diğerlerinin ihtiyaçlarına dair farkındalığı yavaş yavaş yükselir. Kendi kendine, yolcuları bir arada tutan bir güven çemberi oluştu. Önde gidenler yavaşlayıp, herkesin görünür mesafede olduğuna emin oldu; yol ayrimlarinda durup kimsenin geride kalmadığını garantiye aldı. Patlak lastik ve bisiklet tamiri için malzemesi olanlar, ihtiyacı olan herkese yardımcı olabilmek için en arkalara kadar geldiler. Yorulduğumuzda birbirimize masaj yaptık. Yemeğimiz azaldığında elimizdekini paylaştık. Birbirimize, hislerimizi ve kavrayışlarımızı paylaşmak için zaman ve mekan tanıdık. Yol boyunca; iletişim, anlaşmazlıkları dönüştürme ve birbirimizi dinleme adına birçok şey öğrendik.

 

Gülümseyin! Bugün Dünya Gülümseme Günü :)

yelizyilmaz |
04 Ekim 2013 |

Dünya üzerinde en çok bilinen sembol olarak kabul edilen Smiley 1963 yılında Harvey Ball tarafından çizilmiş.

Yıllar geçtikçe çizimini yaptığı bu sembolün fazlasıyla ticarileştirildiğini ve orijinal anlamını yitirmesini gören Harvey endişelenmeye başlamış. Ve Dünya Gülümseme Günü fikri doğmuş. Çünkü Harvey’e göre insanlar her yıl en azından bir gününü gülümsemelere ve iyi hareketlere harcamalıymış. Ve gülen surat hiç bir politikaya, coğrafyaya ve dine ait değilmiş.

Harvey’in fikri 1999 yılında hayata geçmiş ve o zamandan beri Ekim ayının ilk cuması Dünya Gülümseme Günü olarak kutlanmakta. Bugünün sloganı ise şöyle: “Bir iyilik yapın. Bir insanın gülümsemesine yardım edin!

Bu günün amacı bana Zumbara’da yaptığımız Kelebek Etkisi oyunlarını hatırlattı. Bugünün oyunu da ‘gülümseyerek gülümsetmek’ olsun o zaman :)

Bu yağmurlu günde gülücüklerin sizi ısıtması dileğiyle :)

Vandana Shiva: “Tohum köleliğine ve gıda diktatörlüğüne son verelim!”

yelizyilmaz |
30 Eylül 2013 |

* Bu yazı 27/09/2013 tarihinde Yeşil Gazete‘de yayınlanan haberden alınmıştır.

2-16 Ekim tarihlerinde gerçekleşecek Tohum ve Gıda Özgürlüğü İçin Eylem Günleri yaklaşırken, Vandana Shiva bir mektup yayınladı.

Mektupta mevcut gıda ve tohum sistemindeki çarpıklıklara dikkat çeken Shiva, şirketlerin tüm çabalarına rağmen bugün dünyadaki gıdanın %72’sinin hala küçük çiftçiler tarafından üretildiğinin de altını çiziyor ve bu oranı tekrar %100’e çıkartmak için tüm dünyadaki tohum ve gıda aktivistlerine enerjilerini birleştirme çağrısında bulunuyor.

Eğer siz de 2-16 Ekim tarihleri arasında bir eyleme katılmak ya da bir eylem düzenlemek isterseniz eylem günlerinin sitesinde bulunan haritaya bakabilir, buradan size yakın bir eylem bulabilir ya da kendi eylem çağrınızı yaratabilirsiniz.

Twitter üzerinden paylaşacağınız etkinliklerde #TohumlaraÖzgürlük ve#SeedFreedom hashtaglerini kullanmanız eylem günlerinde daha fazla kişiye ulaşmanızı sağlayacaktır.

Şimdi sözü Vandana Shiva’ya bırakalım.

Yaşamın çeşitliliğine ve özgürlüğe aşık olanlar,

Tohumlarımızı ve gıdamızı, Monsanto gibi küresel şirketlerin zehirli, açgözlü ve ölümcül pençelerinden, şirketler tarafından yazılan ve demokrasimizi gaspederken tohumlarımızı, gıdamızı, sağlığımızı, rızkımızı, kültürümüzü ve yaşamımızı elimizden almaya çalışan kanunlardan kurtarmak içinenerjilerimizi birleştirme ve örgütlenme zamanı. Şirketlerin tek mutlak güç olduğuna ve bizim değişim için hiç bir gücümüz olmadığına inanmamız için içinden çıkmamızı istemedikleri güçsüzlük hissini yıkıp geçmemiz gerekiyor.Çünkü güçlüyüz! Tek yapmamız gereken girişimlerimizin enerjilerini birleştirmek. Görmek istediğimiz değişim olmamız şart!

Sizleri 2-16 Ekim tarihleri arasında gerçekleşecek Tohum ve Gıda Özgürlüğü İçin Eylem Günleri’nde yaratıcı enerjilerinizi ortaya koymaya davet ediyorum .

2 Ekim Gandhi’nin doğumgünü. Gandhi bize Swaraj’ı – içimizden gelen özgürlüğü – ve Satyagraha’yı – doğrunun gücünü – miras bıraktı. Gelin 2 Ekim’i “Tohum Satyagraha’sı” olarak kutlamak için birlik olalım. O gün tohum ve gıda özgürlüğümüzü, şirketler tarafından yazdırılan, tekdüzeliğe ve monokültüre ayrıcalıklar tanıyan ve patentler üzerinden yasadışı tohum tekelleri kurarken, çeşitliliği, tohum saklamayı ve tohum takasını, çiftçilerin buluşlarını suç haline getiren ve çiftçilerin haklarını hiçe sayan kanunları her ülkede tespit ederek savunalım.

Bu kölelik kanunlarını belirledikten sonra, kendimizi etik olmayan, vahşi, bizim ve çocuklarımızın hayatı tehdit eden bu kanunlara uymamaya adayalım. Gandhi bize 100 yıl önce hatırlatmıştı: “Adil olmayan yasalara uyma zorunluluğuna olan inanç devam ettikçe, kölelik de devam edecektir”. Bizim bir rüyamız var ve rüyamızda her tohum, her arı, her kelebek, her solucan, her insan, her çocuk zorla yönlendirilmeden, kontrolden, açlıktan ve hastalıktan uzak; özgürce, mutlulukla ve sağlıkla evrilebilsinler ve gelişebilsinler diye. Monsanto kanunlarına uymamız gerektiği inancına düşmemize izin vermemeliyiz. Gaia’nın kanunları adına, hayatın özgürce yenilenmesi ve adaletin kanunları adına Monsanto’nun kanunlarına başkaldırmak bizim ekolojik ve etik görevimizdir. Bir yandan tohum diktatörlüğünün kanunlarına direnirken, bir yandan da tohum ve gıda özgürlüğünü, tohumun kanununu uygulamaya sokarak, umut bahçeleri kurarak ve GDO’suz, patentsiz tohum özgürlüğü bölgeleri kurarak kutlayalım.

12 Ekim tarihinde tüm dünyada aynı anda Monsanto’ya karşı bir yürüyüş düzenleyeceğiz, 25 Mayıs’ta yapmış olduğumuz gibi.

16 Ekim ise Dünya Gıda Günü. Monsanto ve diğer biyoteknoloji devleri o gün kendilerine sponsor oldukları Dünya Gıda Ödülü’nü verecek kadar ahmak ve kibirli olabildiler. Gelin biz de o gün hakiki gıda ödüllerini bize gerçek ve sağlıklı gıdayı ulaştıran gerçek gıda kahramanlarına verelim. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’ne göre dünyanın gıdasının %72’si küçük bahçe ve çiftliklerden geliyor. Biz özgürlük tohumlarını koruyarak ve her yerde umut bahçeleri kurarak bu %72’yi %100 yapabiliriz. Şirketler tarafından yönlendirilen endüstriyel tarım, biyoçeşitliliğin %75’ini yokederek açlık ve hastalık getirdi. 1 milyar insan aç, 2 milyar insan da beslenmeyle bağlantılı hastalıklardan muzdarip. Bu bize yaşam ve sağlık getiren bir gıda sistemi değil. Bu aç gözlülük ve kar hırsıyla yönetilen, ölüm ve yıkım getirmiş bir emtia üretim sistemi.  Bu talanı durdurmamız gerekli. Gıda sisteminde zehirlerin ve şirket köleliğinin yeri yok. Çünkü ne yiyorsak oyuz.

Tohumlarımız ve gıdamız yaşam için hayati önem taşıyor. Gezegenin ve sağlığımızın yıkımının devam etmesine izin veremeyiz. Tohum köleliğinin ve gıda diktatörlüğünün sürmesine göz yumamayız. Tohumlarımızı, gıdamızı ve özgürlüğümüzü geri almalıyız.

Bu dünyadaki hayatı, küçük çiftçileri, sağlığımızı ve geleceğimizi koruyacak gıda sistemini beraber kuracağımız, içlerindeki gücü, yaratıcı enerjilerini yayacak olan her birinize sevgilerimle.

Vandana Shiva

Haber: Bora Kabatepe @BKabatepe

Türkiye’de Sakin Pazar

yelizyilmaz |
24 Eylül 2013 |

Yavaşlamak güzeldir. Yavaşladığımız an kendimiz ile yakınlaşırız. Yavaşladığımız an hayat ile tekrar buluşuruz. Yavaşladığımızda ailemize, arkadaşlarımıza, etrafımızda olan bitene ve kendimize hak ettiğimiz ilgiyi ve değeri verebiliriz.

Bu Pazar yavaşlık ve sakinlik pazarı. Belki de eski günlerdeki gibi, bu Pazar izin verelim zaman yavaş aksın. Ne yapmayı seviyorsak onu yapalım, ekmek pişirelim, bahçe ile uğraşalım, ailemiz ile keyifli bir yemek yiyelim, en sevdiğimiz kitabı ve kahvemizi alıp keyif yapalım, doğada yürüyüşe çıkalım, kendimiz ile bağlantı kuralım, anda kalalım, sakin olalım… Her şeyin hali hazırda yeterli olduğunu, birbirimize yetebildiğimizi, her şeyin olduğu hali ile güzel olduğunu fark edelim. Bu Pazar sakinliğimiz, diğer Pazarlarımıza ilham versin. Koşturmacalarımız, eksiklik hissimiz, hep daha fazlası için bitmek bilmeyen ihtiyaçlarımız son bulsun. Bu Pazar izin verelim keyifli bir pazar olsun.

Bize katılmak için…

1. Bu Pazar (29 Eylül) saat 14:00-15:00 arasında gerçekleşecek sakinlik mekanlarında bize katıl.

2. Kendi mahallende, şehrinde, apartmanında, parkında, kendi sakinlik mekanını yarat. Bize haber ver, duyuralım ve insanlar sakinliğine ortak olsun.

3. Kendi ‘Sakin Pazar gününde’ neler yapacağını veya yaptığını bizlerle paylaş, bize ilham ver.

Daha fazla bilgi etkinlik sayfasında @ https://www.facebook.com/events/514880785266061/ 

Zumbara’ya Neler Oluyor?

aysegulguzel |
23 Eylül 2013 |

Özellikle son 2 haftadır zumbara.com’a girişlerde sorun yaşanmakta. Sorunu tam olarak ne zaman çözebileceğimizi bilemediğimiz ve sizlere de ne zamandır Zumbara tarafında neler olduğunu bildirmediğimiz için bizim buralarda neler oluyor bir haber vermek istedik.

zumbara.com’a girişlerde sunucudan kaynaklanan sorunlardan dolayı aksaklıklar yaşıyoruz ve çözülmesi zaman alıyor çünkü şu an düzenli olarak Zumbara ile ilgilenebilen programcılarımız yok. Yani zumbara.com şu an kendi kendini çalıştırıyor ve sürdürüyor. Nasıl yani diye soruyorsanız durun baştan anlatalım.

Bildiğiniz gibi Zumbara olarak daha önce bir yatırım anlaşmamız vardı ve aldığımız yatırım sayesinde programcılarımıza maaş ödeyebiliyorduk. 2013 Ocak ayında vizyonlarda farklılaşmaya başladığımız için yatırımcılarımızdan ayrıldık. Mayıs 2013’e kadar Zumbara ekibi olarak kendimizi finanse etmeye ve Zumbara için çalışmaya devam etmeye karar verdik. Mayıs sonunda artık finansal kaynaklarımız tükenmişti ve devam edebilmek için bir kitlesel finansman kampanyası başlattık. Tesadüf bu ki kitlesel finansman kampanyasına başladığımız gün Gezi olayları da başladı ve kampanyayı durdurma kararı aldık. Tüm bu süre zarfında zumbara.com’un programcıları tam zamanlı başka bir işte çalışmaya başladı ve Zumbara’ya zaman ayıramadıkları için Zumbara büyük çoğunlukla sahipsiz kaldı.

Mayıs sonrası bir yandan Zumbara’nın açık kaynak kodlara geçmesi için bir grup gönüllü ile zumbara.com’un dökümentasyonunu yapmaya başladık, bir yandan da acil olarak düzeltilmesi gereken hatalar ve bazı yeni fonksiyonlar için programlama yapabilecek yeni bir ekip arayışına başladık. Bu programlamanın yapılabilmesi için gereken bütçeyi oluşturabilmek için Ekim sonunda yine bir kitlesel finansman kampanyası planlıyoruz. zumbara.com symfony adlı bir ‘framework’de yazıldığı için kodlar üzerinde programlamaya devam edebilecek bir ekip bulmakta ciddi anlamda zorlanıyoruz. Eğer etrafınızda symfony bilen, zumbara.com’u programlamaya devam edebilecek bir ekip/kişi tanıyorsanız lütfen bizim ile iletişime geçin.

İşte böyle… zumbara.com’a bu sıralar girilememesi, girildiğinde bir çok hata ile karşılaşılması, hataları bildirdiğinizde bizden ‘farkındayız ancak ne zaman çözebileceğimize emin değiliz’ emaillerinin gelmesinin sebebi bu. Bir yandan tüm bunlar olurken yorulmuş hissediyoruz, programlamanın tekrar ve tekrar karşımıza çözülmesi gereken bir sorun olarak çıkması ve akmıyor olmasından rahatsızız. Diğer bir taraftan vardır bir hikmet, hayırlısı deyip yola devam etmeye çalışıyoruz. Bu mektubu sizlere yazmamızın sebebi de her şeyden önce galiba biraz yalnız olmadığımızı hissetmeye ihtiyacımız olması. Zumbara topluluğu orada mısınız, bizi anlamakta mısınız merak ettik.

Tüm süreçlerin su gibi akması, zumbara.com’un programlama sorununun çözülmesi, ilişkilerin ve toplulukların artması ve değer katmaya çabalayanların kendilerini asla yalnız hissetmemesi dileği ile.

Sevgiler,

Zumbara ekibi

1890’ların Rüyası: Neden Eski Mutualizm* Yeni Bir Geri Dönüş Yapıyor?

yelizyilmaz |
16 Eylül 2013 |

Not: Bu makale, Sara Horowitz tarafından, The Atlantic adlı web sitesinde yayınlanmıştır ve Zumbara aracılığıyla, saat karşılığı Aslı Tosuner tarafından çevrilmiştir. Aslı’ya desteğinden dolayı teşekkür ederiz.

Özgür düşünceli işçilerden oluşan bu kuşağın değerleri vahşi ve yeni değildir. Tersine, onlar endüstri devriminin yükselişiyle terkettiğimiz değerlere bir dönüşü temsil ediyorlar.

(1890'daki Portland - Görsel Wikipedia'dan alınmıştır.)

‘90’lar bir geri dönüş yapıyor. 1890’lar bu.

Bir TV hicvi olan Portlandia’nın son bölümünün en can alıcı noktasıydı bu, yıldız ve yazar Fred Armisen şöyle dediği anda:  “Ekonomi bir kargaşa içindeyken, avam genç erkekler caddelerde iş aramak için gezinirken ve insanlar dev kurumsal tekellere sırtlarını dönüp, yerel işleri desteklediler? Portland’da insanlar kendi tavukları yetiştiriyor ve kendi etlerini kurutuyor! 1890’ların rüyası Portland’da canlı.

Şovun tarihi birkaç yılla sınırlıyken, Portland, Ore’de (ve buna bağlı olarak Brooklyn, Bay Area ve tüm sürdürülebilir yerel sebze, meyve  yiyen hareket) belirli bir his gerçekten geçmişe doğru hareket ediyor.

Sadece klasik estetikte (Gür sakallar, pantolon askılar, dövmeler) değil ama aynı zamanda değerlerde de. (el sanatları ustalıkları; kurumsal karşıtı duyarlılık; yerel, kooperatif işlere dayanma ve sosyal amaçlı teşebbüsler)

Özel sektör ve hükümetin 21. Yüzyıla girerken tökezlemesiyle, 1800’lerin kooperatif derslerini öğrenmemiz ve karı sosyal iyiliğe bağlayan bir köprü inşa edecek sosyal teşebbüsleri güçlendirmemiz önemlidir.

1820’lerde, kooperatif işler ve kolektivist organizasyonların gücünü canlandırma üzerine inşa edilmiş, yeni büyümeye başlayan bir mutualist hareketi,  Amerika’da çalışan insanların arasına sızmaya başlamıştı.

Deri işçiliği, hatta gazete yayıncılığını doğrultmak için kooperatifler yaratmak amacıyla bir araya geliyorlardı. 1880’ler ve 1890’larda bu hareket güçlü enstitülere dönüşerek sağlamlaştı.

Kooperatifler Amerikan tekstilinde derin bir biçimde, sıkıca birbirine bağlanmıştır. 1752’de kurucu papaz Ben Franklin(ve gönüllü itfaiyeci) hala çalışan,  halkın ilk ortak yangın sigorta şirketi, Philadelphia Contributionship’i hayata geçirdi. Kitabı For All The People(Tüm İnsanlar İçin)’da, tarihçi ve doğramacı John Curl 1800’lerde patlayan kooperatif işlerinin-madencilik kooperatifi, ayakkabı yapma kooperatifi, örgü kooperatifi- şaşırtıcı çeşitliliğine ışık tutuyor. Aslında işçilerin sahip olmak için birlik olabilecekleri herşeyi onlar yaptılar.

Karşılıklılığa dayalı değerlerin bir kere daha yükselişini görmeye başlıyoruz. Bu çabaların birçoğu doğrudan geç 1800’ler ortak destek modeline ayna tutuyor ama bu sefer internetin yardımıyla bir zamanlar yerel olan modelleri ulusal bir ölçeğe getiriyor.

Bunlar ayrıca ufak, sevimli butik dükkanları değildir.

Kickstarter üzerinden sıradan insanlar, 27 binden fazla müzik, film, sanat ve tasarım projelerini desteklemek için sadece geçen yıl yaklaşık 100 milyon dolar topladı. Etsy geçen yıl el yapımı ve vintage ürünlerde 400 milyon dolardan fazla satışa izin verdi. Ve National Cooperative Business Association (Milli Kooperatif İşler Derneği)’na göre 2 milyondan fazla Amerikalı, ülkedeki 30 bin kooperatifte çalışmaktadır.

Özel sektör de kooperatiflerle yapılabilecek anlamlı bir kar olabileceğini biliyor. Newman’s Own Patagonia gibi sosyal amaçlı işler ve tüm adil ticaret hareketi çok iyi gelişiyor. Bizim kendi sosyal amaçlı Freelancers Insurance Company’miz (Serbest Çalışanlar Sigorta Şirketi) sigorta piyasasında bir boşluğu doldurdu ve şimdi 23 bin üye ve ailelerine hizmet ediyor ve 100 milyon dolardan fazla gelir sağlıyor.

Geçen yüzyıl başında, hem hükümet hem özel sektöre “sosyal iyilik” in bekçileri olarak güvenildiğini gördük. Hiçbiri vazifeyle ilgili beklenene tek başına ulaşmadı. İşçilere, kazanca, kooperatif ve inovasyona değer veren yeni bir üretim şekline ihtiyacımız var.

İşçilerin iş dünyası ile ve hükümetin işçilerle olan ilişkisinin komple yeniden yönlendirilmesine ihtiyacımız var.

2020’de, Amerika’daki kooperatiflerin sayısını üçe katlayarak 100 bin olmasını ve 5 milyon Amerikalı’nın kooperatif işinde çalışmasını amaçlamalıyız.

Oraya nasıl ulaşacağız? Sosyal amaçlı işlere başlangıç desteği olarak düşük maliyetli sermaye sağlıyoruz. Kitle kaynaklı (crowd-source) inovatif politika fikirlerini kolaylaştırmak için federal veri grupları açıyoruz. Sorumluluk ve sürdürülebilirlik kılavuzluğu ile bekleyen Benefit Corporations’ı ödüllendirerek kurumların ne olabileceğini tekrar hayal ediyoruz.

Aslında hükümet yatırımlarını sosyal girişimciler için teşebbüs sermayelerine dönüştürüyoruz. Geçen ay bunun harika bir örneğini federal hükümetin, sekiz eyalette kar amacı gütmeyen, tüketici-odaklı sağlık hizmeti kooperatiflerinin harekete geçmesine yardımcı olmak için düşük faizli kredi borçlarında 600 milyon dolardan fazlasını anons ettiği zaman gördük. (Freelancers Union New York, New Jersey ve Oregan’da kooperatifleri finanse etmektedir.)

Daha karşılıklı bir toplum için ihtiyaç duyduğumuz güveni tekrar inşa edebilmek için, neyin çalıştığının bir kopyası için sadece 120 veya o kadar yıl geriye bakmaya ihtiyacımız var.

Amerika’nın gür sakallı mahallelerinde bunun tekrar çalıştığını görüyoruz.

Portlandia’nın yıldızı Carrie Brownstein’ın dediği gibi “Sanki Başkan McKinley hiç öldürülmemiş gibi.”

 


* Çeviren Notu: Mutualizm, biyolojide türlerden iki canlının karşılıklı yardımlaşması her iki tarafa da yarar sağlamasına dayalı olan bir ortak yaşam biçimidir.”(Wikipedia) Sosyolojide, Anarşizmin bir türü olarak geçmektedir.

Giftival İstanbul’da!

yelizyilmaz |
03 Eylül 2013 |

Ekim 2013′te İstanbul’da çok anlamlı bir organizasyon gerçekleşecek – GIFTIVAL.

5 gün sürecek festivalde ’armağanla yaşamak’ gibi ortak bir bağı paylaşanlar bir araya gelecek.

Türkiye’de şahit olduğumuz üzere, hediye bilinci giderek artıyor. Giftival, bu hikayenin bir parçası olacak.

Etkinliğin gerçekleşmesi için desteğe ihtiyaç var. Bunun için bir kitle fonlaması (crowdfunding) kampanyası başlatıldı. Yardımda bulunmak istersen, iki seçenek var.

- Birincisi maddi yardımda bulunabilirsin.
- İkincisi varsa uçuş millerini hediye edebilirsin.

İstanbul’daki buluşma 3 yıllık bir seri halinde gerçekleşecek olan Giftival’in ilki olacak. Verilecek hediyeler sadece insanları bir araya getirmekle kalmayacak, ‘hediye’ye ve bu etkinliğe aktif bir biçimde katkı verildiğini gösterecek.

Daha fazla bilgi almak ve yardımda bulunmak için burayı inceleyebilirsin.

Armağan Çemberi Nasıl Yapılır?

aysegulguzel |
17 Temmuz 2013 |

Orjinal yazı: Alpha Lo

Çeviren: Aslı Tosuner

Düzenleme: Filiz Telek

Bu aralar forumlarda paylaşımı cesaretlendiren, tüketimi azaltan pek çok etkinlik düzenleniyor. Giderek popüler olan armağan ekonomisi pratiklerinden biri ‘armağan çemberi’. İlgilenenler ve merak edenler arttığı için armağan çemberi ile ilgili pratik bilgiler içeren bir yazı hazırladık.

Armağan çemberi nedir?

Armağan çemberi, insanların birbirine yardım etmek, servislerini ve ihtiyaçlarını paylaşmak için bir araya geldiği açık bir çemberdir. İnsanlar, karşılığında bir şey beklemeden vermek istediklerini paylaşır ve armağan olarak verirler.

Armağan çemberi, katılanların verebilecekleri ve ihtiyaç duydukları şeyleri paylaştıkları bir topluluk olma sürecidir. Verilebilecek armağanlarda sınır yoktur. Bilgi, beceri, yetenek, tecrübe ya da bir ürün… Konuda yetkinlik ya da donanımlılık gibi ayırıcı bir tavır yoktur. Armağan çemberinin içinde olmak ve armağanlaşmak, paylaşımı, çoğalmayı, güçlenmeyi, tüketmeden de yaşanabileceğini, geri döndürebilmeyi ve birlik olmayı deneyimlemenizi sağlar.

Armağan çemberinin amacı nedir?

İnsanların birbirlerine karşılıksız verebileceği ve dayanışabileceği bir alan açmak ve bir topluluk deneyimi ve dokusu yaratmak ve aynı zamanda armağan ekonomisi ve kültürünü geliştirmek, canlandırmak. Aynı zamanda ihtiyaçlarımızı para kullanmadan, ilişkilerimiz aracılığıyla gidererek ilişkileri güçlendirmek ve dirençli topluluklar oluşturmak.

Armağan ekonomisi nedir?

Armağan ekonomisi, insanların vermek üzere bu dünyaya geldikleri armağanları keşfettikleri, bu armağanları bütünün hayrına özgürce, koşulsuz olarak ve severek verdikleri ve kendilerine verilen tüm armağanları da (hava, su, gıda, sağlık, dostluklar, öğretiler, dayanışma, ve hatta para ve aklınıza gelebilecek herşey) şükran ile kabul ettikleri bir sistemdir.

Armağan ekonomilerine örnekler nelerdir?

Rainbow buluşmaları, Wikipedia, açık kaynak yazılımlar, Zumbara, imece kültürü, couchsurfing, yeryüzü sofraları

Bir armağan çemberi nasıl yapılır?

Katılımcılar bir çember olarak oturur ve sonrasında akış şöyle ilerler:

1. Tanışma – Katılımcılar isimlerini ve birbirlerini tanımıyorlarsa kısaca kendilerine dair bir şeyler paylaşırlar.

2. Armağanların paylaşımı: Katılımcılar gruba armağan edebilecekleri şeyleri – bilgi, beceri, deneyim, eşya, hizmet – ifade ederler. Bunu yapmanın bir yolu da, verilebilecek armağanları bir kağıt parçasına yazmak ve bunu çemberin ortasına koymaktır. Sonrasında isteyen kişi bu kağıt parçasını alabilir.

3. İhtiyaçların paylaşımı – Bu turda katılımcılar ihtiyaçlarının ne olduğunu paylaşır. Bu, yeni bir ev için eşya, ev arkadaşı bulma, köpeği gezdirebilecek birisi, gitar çalmayı öğrenme, bir blog açmak vb. bir şey olabilir.

4. Armağan ve ihtiyaçların eşleşmesi – Katılımcılar birbirlerinin armağanlarına talip olurlar ve karşılayabilecekleri ihtiyaçları belirtirler.

5. Teşekkürleri sunmak – Katılımcılar önceki çemberlerden aldıkları armağanlar için şükranlarını ifade eder.

6. Program yapmak – Katılımcılar bir araya gelir ve armağanlarını verip/almak için ne zaman bir araya gelebileceklerine karar verirler, iletişim bilgilerini paylaşırlar.

Çember yeni katılımlara açık mıdır?

Tekrar eden çemberler yeni katılımlara açıkken daha iyi çalışıyor gibi görünüyor çünkü yeni insanlar yeni armağan ve fikirler sağlıyorlar. Çeşitlilik her zaman iyidir!

Bir armağan çemberi için zaman çerçevesi nedir?

Çember katılımcı sayısına göre yarım saatten birkaç saate kadar sürebilir.

İnsanların vermek için motivasyonları nedir?

Bazen insanlar başkalarını samimiyetle önemsedikleri ve onlara yardım etmek istedikleri için veriyorlar. Bazen başkalarıyla gerçekten paylaşmak istedikleri bir armağanları olduğu için. Bazen bir topluluğa ait olmak istedikleri için. Bazen başkalarını daha iyi tanımak istedikleri için olabilir.

Şükranın rolü nedir?

Şükran çemberdeki modu değiştiriyor. Çemberde, şükran duygusunu vurgulamak ve paylaşmak katılımcılar arasındakı bağları güçlendirir.

Armağan çemberinde takas var mı?

Armağan çemberinde karşılık olarak hiçbir şeyin beklentisinin olmadığı saf armağanlaşmaya odaklanıyoruz. Bu yüzden çemberde gerçekleşen takas değildir. Ama elbette katılımcılar çemberin yanısıra takas yapmayı seçebilirler.

Beklentisiz olmanın rolü nedir?

Verdiğimizde, paylaşım isteğinin olduğu bir yerden veriyoruz. Karşılık olarak bir şey alma beklentisi yok. Beklentisiz verip almak şükran duygusunu güçlendirir.

Ya insanlar ihtiyaçlarını ifade etmede zorluk yaşarsa?

İnsanların, özellikle bir gruba doğrudan ihtiyaçlarını ifade etmesi yeni bir deneyim olabilir. Ama bu güçlenme sürecinin bir parçasıdır. Birçoğumuz ihtiyaçlarımız için sormamayı veya onların karşılanmasını beklememeyi, kendi kendimize yetmemiz gerektiğini öğrendik. Gruptan ve kolaylaştırıcıdan katılımcılara ihtiyaçlarını ifade etmesi için hafif bir cesaretlendirme olabilir. Bazen ihtiyaçlarımızın farkına varmak biraz zaman alabilir ki karşılanması için istekte bulunalım. Aynı zamanda çember üyelerinin ihtiyaçlarını ifade ederken nasıl hissettiklerini paylaşmaları için alan açılabilir.

Bir kolaylaştırıcı var mıdır?

Evet, oturum için bir kolaylaştırıcı olması faydalıdır. Bazen farklı insanlar araya girip, rehberlik etmek için yollar tavsiye edebilir. Oturumu kolaylaştırmakta daha çok insan ustalaştıkça, çember birden fazla kolaylaştırıcıyla kolaylaştırılabilir.

Kolaylaştırıcının rolü nedir?

Armağan çemberinin işleyişini katılımcılara anlatmak. Zamanla ilgili ihtiyaçları bütünüyle düşünmek: sürecin zamanında bitmesi için her insanın düzenli şekilde tahminen ne kadar konuşması gerektiği; grubun, her insanın konuşmaya vakti olması için daha ufak çemberlere bölünmeye ihtiyacı var mıdır? Grubun birbirini daha derinden dinlemesi amacıyla onlara rehberlik etmek. Çemberdeki modu sezmek ve grubun bütün olarak en iyi deneyimi yaşamasına izin vermek amacıyla akışı kolaylaştırmak.

Ne sıklıkla yapılmalıdır?

Haftada bir ya da en azından düzenli aralıklarla yapılması önerilir.

Her çemberde aynı kolaylaştıcı olmak zorunda mı?

Kolaylaştırıcının farklı insanlar olmasını yararlı bulduk. Bu, birçok insanın çemberin nasıl kolaylaştırıldığı deneyimini kazanmasını sağlıyor ve katılanların kolaylaşırıcının rolünü eşit olarak anlaması için yararlı oluyor. Kolaylaştırıcılık, aynı anda birçok şeyin farkında olma gerekliliğinden ötürü, insanlara çemberle ilgili farklı bir kavrayış getirebilir. Çok sayıda kolaylaştırıcı çemberin daha dirençli olmasın sağlar. Eğer “kurucu kolaylaştırıcılar” orada değilse veya ayrılmışsa, çember hala devam edecektir.

Eğer çember büyürse herkesin ihtiyaçlarını söyleyecek zamanı nasıl oluyor?

Bazen grubu ufak alt gruplara ayırmak gerekebilir. Böylece alt gruplarda insanlar birbiriyle ihtiyaçlarını paylaşma şansı elde ediyorlar. Alt gruplar daha sonra, alt gruplardaki insanların ihtiyaçlarına göre büyük gruba geri paylaşım yapabilirler.

Organizasyonel armağan çemberi nedir?

Birçok farklı organizasyonu bir araya getiren armağan çemberidir. Organizasyonlar ihtiyaçlarını ve armağanlarını paylaşırlar. Bu farklı organizasyonların sinerji yaşamasına, birlikte çalışmasına ve kaynaklarını paylaşmasına olanak tanır.

Gezi Parkı Sürecinin Zumbara için Anlamı ve Yapabilecekleriniz

aysegulguzel |
27 Haziran 2013 |

Doğanın ve insan ilişkilerinin neredeyse tamamının para karşılığı alınıp satılır olduğu günümüzde, hayat tüketilebilecek bir ürün olarak karşımızda dururken, para ve zaman algımızı tekrar ve tekrar sorgulamamızı sağlayan Zumbara için gezi parkında bulunmak sorgulamaların uygulamaya döndüğü bir gerçeklikti.

Gezi parkında Zumbara vizyonunu yaşadık kelimenin tam anlamıyla 20 gün boyunca. İnsanların zamanı özgür bıraktıkları, parayı şükranın ifadesi olarak kullandıkları, birlik, bütünlük ve bolluk bilinciyle armağan kültüründe yaşadıkları bir dünyanın mümkün olduğuna inanıyoruz diyorduk ya, işte gezide bu dünyayı yaşadık biz.

Gezi’de hayat cömertlik üzerine tasarlanmıştı. Kütüphane, mutfak, itfaiye, bostan, revir, atölyeler dayanışmanın kendi kendine ne kadar çabuk örgütlü hale gelebileceğini gösteriyordu adeta. Hepimizin değerli hissetmeye ihtiyacımız var diyoruz ya hep, Gezi’de bütünün hayrına ben ne verebilirim diye kendine sormaktaydı herkes. Kendimizdeki en iyiyi başkaları ile paylaşırken, kendimizi değerli, özel ve iyi hissediyorduk.

Farklılıklarımızı anlamak zorunda olmadan, her birimizin olmak istediği gibi olma özgürlüğünün yaşandığı bir alandı Gezi. Farklılıklara rağmen, tamamen olduğumuz gibi kabul edilirken ortaya çıkan birlik hissi o kadar besleyiciydi ki, anlatılmaz yaşanır sadece.

Tüm bu yaşanmışlıklar, deneyimler farklı bir dönemi başlattı artık. Mahalle forumları etrafında mahalleli her gün bir araya geliyor. Rekabet yerine dayanışmayı, materyalizim yerine anlamı mümkün kılıyor. Tam da bu noktada, başka bir dünyanın mümkün olduğunu kalbimizin ta derinlerinde önceden beri hisseden bizlere – Zumbaralılara, etrafımızdaki hayatı güzelleştirmek için yeni alanlar açılıyor.

Bu yeni bir dönem. Kendi kendine organize olan, bireylerin insiyatif aldığı, akışta yaratıcılık bulan bir dönem. Bu her birimizin katılımı ile güzelleşecek bir dönem. Mahallelerinizi güzelleştirmek, dayanışma, topluluk ve birlik hissini özgür kılmak için başkasını beklemeyin, harekete geçin. Bizden size yapabilecekleriniz ile ilgili bir kaç öneri:

  • Mahallenizde yer alan parklarda, toplanma yerlerinde paylaşım masaları açın. Servis değişimleri, atölyeler, eşya takasları düzenleyin.

  • Armağan çemberleri organize edin. Çemberde bir araya gelen kişiler, teker teker topluluğa verebilecekleri bilgi, beceri, yetenek, deneyim ve eşyalarını, ve ihtiyaçlarını paylaşırlar. Her bir kişi zaman konusunda duyarlı olarak, ortalama 1-2 dakika konuşur. Çemberin kolaylaştırıcısı zaman konusunda çembere destek olur. Birbirimizi daha yakından tanırken, paylaşımlar sayesinde ilişki oluşturmaya başlarız.

  • Kamusal alanlarda paylaşıma açık kütüphaneler yaratın.

  • Alternatif ekonomi atölyeleri düzenlemek isterseniz, bizi çağırabilirisiniz. Abbasağa ve Yoğurtçu parkında önümüzdeki günlerde atölyeler gerçekleştireceğiz.

Bu süreçte mahallenizde paylaşımı arttırmak için rol almak istiyorsanız ancak sorularınız varsa, bir araya gelerek detaylı konuşabiliriz. Bize aysegulguzel@zumbara.com’dan ulaşın.

Son olarak, geçen ay başlattığımız ve Zumbara’ya finansal destek yaratmak için kurguladığımız kitlesel finansman kampanyasını bu süreçte durdurduk. Zumbara’nın finansal sürdürülebilirliği için destek olmak isterseniz, bu konuda da bize yazabilirsiniz.

Uzun lafın kısası, şehre iyilik geldi ve bu duyguyu sürdürülebilir kılmak hepimizin elinde.

Mutlu paylaşımlar!

 

Zumbara Kitlesel Finansman Kampanyamızı 15 Haziran’da Durdurma Kararı Aldık

aysegulguzel |
20 Haziran 2013 |

Geçen hafta, 28 Mayıs’da başlattığımız kitlesel finansman kampanyasını durdurarak, ileri bir tarihe erteleme kararı almıştık. Tüm olan olayların ortasında duyuruyu sizlerle paylaşmakta geciktik. O tarihte hazırladığımız duyuruyu, aşağıda görebilirsiniz:

Bildiğiniz gibi 28 Mayıs tarihinde Zumbara için bir kitlesel finansman kampanyasına başlamıştık. Sizlere yaşadığımız finansal zorluklardan bahsetmiş ve dileğimizin, bize ve Zumbara’ya inanan kişilerin destekleriyle yola devam edebilmek olduğunu söylemiştik. Bu kampanyaya başladığımız gün Gezi parkı olaylarının başlangıcı ile aynı güne denk geliyor. Eeeee, hayatta hiç bir şey tesadüf değildir. Üzerinden 18 gün geçti ancak biz finansal zorluklarımızı, kampanyayı, tüm diğer gerçeklikleri unuttuk ve Gezi Parkı deneyiminin içerisinde var olduk. Gezi parkı Zumbara vizyonunu, birlik, bütünlük, bolluk, bereket, dayanışma hissiyatını her gün yaşamamızı sağlayan, insani değerlerimizi, farklılıklarımızı, değerli hissetme ve destek olmak isteme güdülerimizi ortaya çıkaran; bir rüya kadar güzel olan bir gerçeklik oldu bizim için. 

Bir baktık, zaman geçip gidiyor, malum kitlesel finansman kampanyası da sadece bir ay sürüyor ve bu yaşamakta olduğumuz deneyim belki insan ömründe sadece bir kez gelir insanın başına dedik ve tamamen akışa bıraktık her şeyi. Şimdilik kampanyayı iptal etme kararı almış bulunuyoruz. Yakın tarihte yeniden başlayarak, desteklerinizi istiyor olacağız. Şu ana kadar bize destek vermiş kişilerin hesaplarından herhangi bir kesim yapılmayacak.

Gezi parkında hissedilen dayanışma ve birlik duygusunun daim olması, önce tüm Anadolu’ya, oradan da tüm dünyaya yayılması dileği ile.

Aşk’la kalın,

Sevgiler,

Zumbara Ekibi