Marcel Mauss Hakkında Bir İnceleme (bir alıntı)

aysegulguzel |
21 Mart 2013 |

* Bu yazı Shikshantar’ın ‘Reclaming the Gift Culture’ adlı kitapçığından alınmıştır. Çevirisini Duygu Kayadelen Zumbara aracılığı ile yapmıştır. Kendisine, Shikshantar’a ve David Graeber’e teşekkürler.

Marcel Mauss’un ‘armağan’ hakkındaki makalesi, her şeyden çok, Rusya’daki olaylara, özellikle de Lenin’in 1921’de getirdiği, ticareti ortadan kaldırmaya yönelik önceki girişimlerden vazgeçen Yeni Ekonomi Politikası’na yanıtı idi. Eğer, Rusya’da, Avrupa’nın muhtemelen paraya en az bağımlı toplumunda bile, yasal düzenlemeler pazarı ortadan kaldırmak için yeterli olmuyorsa, Mauss bundan, devrimcilerin bu ‘pazar’ın gerçekten ne olduğunu, nereden çıktığını ve geçerli bir alternatifinin ne olabileceğini çok daha ciddi olarak düşünmeye başlaması gerektiği sonucunu çıkartıyordu. Tarihsel ve etnografik araştırmaların sonuçlarını uygulamaya koymanın zamanı gelmişti.

Mauss’un vardığı sonuçlar şaşırtıcıydı. Öncelikle, ‘ekonomi bilimi’nin ekonomik tarih konusunda söylediği hemen hemen her şeyin tamamen yanlış olduğu ortaya çıkmıştı. Serbest pazar hayranlarının o zamanki ve şimdiki evrensel varsayımına göre, insanları harekete geçiren şey, temelde, zevklerini, rahatlarını ve maddi varlıklarını (‘fayda’larını) en üst düzeye çıkarma arzusuydu ve bu nedenle tüm anlamlı insan etkileşimleri, pazar açısından incelenebilirdi. Başlangıçta, der resmi görüş, takas vardı. İnsanlar istediklerini, doğrudan bir şeyi başka bir şeyle değiştirerek elde etmek zorundaydı. Bu da pratik olmadığı için, sonunda, evrensel değiş tokuş aracı olarak parayı icat ettiler. Diğer değiş tokuş teknolojilerinin (kredi, banka, borsa) icat edilmesi ise yalnızca bunun mantıksal bir uzantısıydı.

Sorun, Mauss’un hemen ortaya koyduğu gibi, takasa dayalı bir toplumun var olduğuna inanmak için bir neden olmamasıydı. Aksine, antropologlar, ekonomik hayatın tamamen farklı ilkelere dayalı olduğu ve pek çok nesnenin armağan olarak el değiştirdiği – ve ‘ekonomik’ davranış olarak adlandırdığımız hemen hemen her şeyin, salt bir cömertlik bahanesine ve kimin kime neyi verdiğinin tam olarak hesaplanmasının reddine dayalı olduğu – toplumlar keşfediyorlardı. Bu ‘armağan ekonomileri’ zaman zaman son derece rekabetçi olabilirdi ama bu bizimkinin tam tersi yönde oluyordu: kimin en çok şeyi biriktirdiğini görmek için rekabet etmek yerine, en çok şeyi vermeyi becerenler galip geliyordu. Bazı durumlarda, örneğin British Columbia’daki Kwakiutl’da, bu durum dramatik cömertlik yarışlarına yol açabiliyordu; hırslı şefler, binlerce gümüş bilezik, Hudson Bay battaniyeleri ya da Singer dikiş makineleri dağıtarak, ve hatta, meşhur aile yadigarlarını okyanusa batırmak ya da varlıklarını tepeleme yığıp ateşe vermek suretiyle servetlerine zarar verip rakiplerine de aynı şeyi yapmaları için meydan okuyarak birbirlerine üstün gelmeye çalışıyordu.

Bunların tümü çok egzotik görünebilir. Ama Mauss bir soru da soruyordu: Bunlar bize gerçekten ne kadar yabancı? Kendi toplumumuzda bile, armağan verme düşüncesinde garip bir şey yok mu? Bir arkadaşından bir armağan (bir içki, bir yemek daveti, bir iltifat) alan biri, neden onu aynen mukabele etmek zorunda hissediyor? Ve bunu yapamazsa, cömertlik yapılan biri neden genellikle kendini küçük düşmüş hissediyor? Bunlar, bizim toplumumuzda önemsenmeyen, ama başka toplumlarda ekonomik sistemin temelini oluşturan evrensel insan duygularının örnekleri değil mi? Ve bu çok farklı dürtü ve ahlaki standardın, bizimki gibi kapitalist bir sistemde bile var olması, alternatif vizyonların ve sosyalist politikaların cazibesinin gerçek dayanağı değil mi? Mauss kesinlikle böyle olduğunu düşünüyordu.

Mauss’un analizi, pek çok açıdan, yabancılaşma ve şeyleştirme hakkında György Lukacs gibi kişiler tarafından aynı zamanlarda ortaya atılan Marksist teorilere dikkat çekici derecede benziyordu. Mauss, armağan ekonomilerinde değiş tokuşun, kapitalist pazarın kişisel olmayan niteliklerine sahip olmadığını iddia ediyordu: aslında, çok değerli eşyalar el değiştirdiğinde bile, gerçekten önemli olan insanlar arasındaki ilişkilerdir; değiş tokuş dostluk yaratmak ya da düşmanlıkları ya da zorunlulukları ortadan kaldırmakla ve bu arada dolaylı olarak da değerli malların el değiştirmesiyle ilgilidir.  Bunun sonucunda her şeye, gayrimenkullere bile, kişisel olarak anlam yüklenmiş olur. Armağan ekonomilerinde en bilinen servet nesneleri – aile yadigarı kolyeler, silahlar, tüy pelerinler – her zaman kendi kişiliklerini geliştiriyor gibi görünürler.

Bir pazar ekonomisinde, işler tam tersinedir. Alışverişler yalnızca işe yarar şeyleri elde etmenin yolu olarak görülür; ideal olarak alıcı ve satıcının kişisel nitelikleri tamamen konu dışıdır. Sonuçta her şey, insanlar bile, şeyler gibi muamele görmeye başlarlar. (‘Mallar ve hizmetler’ sözünü bir de bu açıdan düşünün.) Ama Marksizm’le arasındaki en önemli fark, onun zamanındaki Marksistler hala en katı ekonomik determinizmde ısrar ederken, Mauss’un geçmişteki pazar-sız toplumlarda – ve, dolaylı olarak, gelecekteki gerçekten insancıl tüm toplumlarda – yalnızca servetin üretilmesi ve dağılımı ile ilgili olan ve kendi kişisel olmayan mantığı ile hareket eden, otonom bir eylem alanı olarak ‘ekonomi’nin var olmayacağında ısrar etmesidir.

Mauss, uygulamaya yönelik olarak kesin sonuçlara asla varamadı. Rus deneyimi, alıp satmanın modern bir toplumda, en azından ‘öngörülebilir bir gelecek’te, basitçe ortadan kaldırılamayacağına onu inandırmıştı ama pazar zihniyeti ortadan kaldırılabilirdi. İşler, işbirliği ile yapılabilir, etkin sosyal güvenlik sağlanabilir ve yavaş yavaş, servet edinmenin tek olası gerekçesinin hepsini dağıtabilmek olduğu yeni bir zihniyet yaratılabilirdi. Sonuç: en yüksek değerleri “halka vermenin sevinci, cömert sanatsal harcamalardan alınan keyif, halka açık ya da özel ziyafetlerdeki misafirperverlikten gelen zevk” olan bir toplum.

Bunların bir kısmı, bugünkü bakış açımızla çok ilkel görünebilir ama Mauss’un temel anlayışı bugün – ekonomi ‘bilimi’nin modern çağın dini haline geldiği günümüzde – 75 yıl önce olduğundan daha da geçerli hale geldi.

David Graeber

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>