Dayanışma Ekonomisi

aysegulguzel |
05 Eylül 2016 |

* Bu yazı Zumbara aracılığıyla, saat karşılığında Zumbara kullanıcıları tarafından çevirilmiş ve düzenlenmiştir. Makale Shikshantar’ın ‘Reclaiming the Gift Culture‘ kitabında yer almaktadır. Zumbara topluluğuna desteklerinden dolayı teşekkür ederiz.

‘Ekonomi’nin arz-talep piyasalarından ibaret olmadığını varsayalım. En geniş anlamıyla ekonomi, biz insanların bir arada, birbirimizle ve Dünya ile ilişki içinde nasıl hayatlar yarattığımız hakkındadır. Beşerî ekonomi, gereksinimlerimizi karşılama ve hayallerimizin peşinden koşma sürecinde yarattığımız çeşitli toplumsal ilişkilerin tümünü içerir. ‘Serbest piyasa ekonomisi’, ‘işler’i ve ‘ücretler’i ile kapitalizm, ailelerimizde ve parçası olduğumuz topluluklarda hayatları gerçekte nasıl yarattığımız ve sürdürdüğümüzün yalnızca bir parçasıdır.

Dev bir ‘Ekonomik Sistem’ aldatıcı fikrinden soyunduğumuzda, yüzeyin hemen altında yaşayan ve iyi olan çok farklı ekonomilerin işleyişini görmeye başlayabiliriz. Bunlar, borsacıların ve ‘uzman’ ekonomistlerin ekonomileri değil, bizlerin ekonomileridir, gündelik hayatlarımız ve ilişkilerimizle kurduğumuz ekonomilerdir.

Hayatı devam ettiren bu ‘mikro ekonomiler’ birbirinden inanılmaz derecede farklı görünümlere sahip olmakla birlikte, birçoğu var olma, sağlıklı ve birbirini destekleyen insan topluluklarının yeniden yaratılmasını devamlı kılma yönelimini paylaşır. Bu ‘halk ekonomileri’nin birincil amacı, toplumsal hayatı, bütün çirkinliği ve bütün güzelliğiyle sürdürmektir. Bu amaç, özünde, ekonomik hayatın merkezine birikimi, büyümek için büyümeyi (geçerken belirtelim, bu kanserin tipik özelliğidir) koyan egemen kapitalist mantığa temelden karşıdır.

Kapitalist olmayan bu mikro ekonomilerin birçoğu, genellikle meşru ekonomiler olarak kabul görmeseler de bize yabancı değildir. Kapitalist olmayan bu ekonomilerin hepsinin özgürleştirici olmadığına dikkat çekilmesi büyük önem taşır, ancak burada en olumlu ve ilham verici olan türlerden bazılarını vurgulamak istiyorum:

Hane ekonomileri – temel gereksinimlerimizi kendi becerilerimizle karşılayarak evde ve/veya toprakta/toprakla çalışmak: çocuk bakmak, tavsiye veya teselli sunmak, ilişki sorunlarına çözüm bulmak, temel hayat becerileri (örneğin nasıl konuşulacağını!) öğretmek, yemek pişirmek, dikiş dikmek, temizlik yapmak, ev yapmak, bütçe yapmak, araba tamiri, bahçıvanlık, çiftçilik, hayvan yetiştirmek. Ataerkil sistemin görünmez kıldığı ya da ‘kadın işi’ diyerek değersizleştirdiği birçok iş türü.

Takas ekonomileri – arkadaşlarımızla ve komşularımızla hizmet değiş tokuşu yapmak, bir yararlı şeyle diğerini değiş tokuş etmek: ‘İyiliğe iyilikle karşılık vermek’, bitki ya da tohum değiş tokuşu, kökü tarihe uzanan yerel değişim araçları.

Kolektif ekonomiler – basit haliyle bu ekonomiler kaynaklarımızı birleştirme, ‘paylaşma’ içerir: imece usulü bir yemeğe yiyecek getirmek, araç paylaşımı, borç vermek ve almak, tüketici kooperatifleri; en ‘radikal’ haliyle ise kolektif ekonomiler, kaynakların ortak mülkiyetine ya da ortak kontrolüne dayanır: kolektif topluluklar, sağlık kolektifleri, topluluk toprak tröstleri gibi.

Atık ekonomileri – Dünya’nın kendi armağan ekonomisinin bolluğuyla geçinmek: avcılık, balık tutma, toplayıcılık. Ayrıca insanların israfı ile geçinmek (birinin çöpü, başkasının hazinesidir): tahrip alanlarından eşya almak, eski araba parçaları kullanmak, hurda karıştırmak…

Armağan ekonomileri – kaynaklarımızın bir kısmını başkalarına ve parçası olduğumuz topluluklara vermek: gönüllü itfaiye, mahalle yiyecek bankaları, otostopçuları arabaya almak, komşuları yemeğe çağırmak.

Çalışanların denetlediği ekonomiler – çalışma koşullarını çalışanlar belirler: kendi işinde çalışma, aile çiftlikleri, çalışanların sahibi olduğu şirket ve kooperatifler.

‘Korsan’ ekonomiler – iktidardakilerin ‘hırsızlık’ diye damgalayabileceği, iktidarları ellerinden alınmış kişilerin ise ‘meşru gerialım’ diye adlandıracağı çeşitli şeyler: Robin Hood ya da Pretty Boy Floyd reenkarnasyonları, bina ve arazi işgalcileri.

Geçimlik piyasa ekonomileri – binlerce küçük işletme, büyüme ve servet biriktirme yönünde hiç ya da hemen hemen hiç istek duymaksızın varlığını sürdürür (hattâ iyi durumdadır). Bunlar, sahiplerine (genellikle çalışanlardır) sağlıklı bir hayat sağlamak ve daha büyük bir topluluğa temel bir hizmeti sunmak (kimi zaman bir toplanma alanı sağlamak gibi dolaylı bir hizmet olabilir) için kurulmuş ve sürdürülen geçimlik işletmelerdir.

Bu kategoriler, hayatlarımızın içine örülmüş çok sayıda farklı ve kapitalist olmayan ekonomik ilişkiden yalnızca birkaçını oluşturur. Bu ilişkileri saptama projesi, İmparatorluk Ekonomisi’nin dayattığı değersizleştirici ve aşağılayıcı bakış yollarından özgürleşmeye başlamamıza olanak sağlayan bir umut projesidir. Hayatımızın içinde var olan güçlü özgürlük alanlarını görmeye başlayabiliriz.

Ekonomik ilişkilerimizin çeşitliliğini keşfetme bağlamında, kapitalizmin kendisine ilişkin kavrayışımızı da yeniden tanımlamaya başlayabiliriz. Kapitalizmi ekonomi olarak değil, ekonomik alanı kolonileştirmeye dönük süregiden bir proje olarak görebiliriz.  Şanslıyız ki, kapitalistler, her ilişkiyi bir kâr etme fırsatına dönüştürmeyi başaramadılar. Kapitalizm, süregiden ama hiçbir zaman tam başarı elde edemeyen bir kolonileştirme projesidir.

Aslında, ‘yüzeyin altında’ halkın ekonomisi, yani bu temel işbirliği ve dayanışma biçimleri var olmasaydı, egemen ekonomi dağılırdı. Fabrikalar kapandığında, buz fırtınası yaşadığımızda, evlerimiz yandığında ya da ücretimiz yetmediğinde bizi hayatta tutan bunlardır. Toplumumuzun dokusunu oluşturan, bizi insan yapan ve en temel gereksinimlerimiz olan sevgi, ilgi ve karşılığı desteği sunan ilişkiler bunlardır. Bunları bize sunan, kuşkusuz, kapitalizm değildir!

Dayanışma Ekonomisi burada, alternatif ekonomilerin zaten var olduğunu, yaratıcı ve yetenekli insanlar olarak bizlerin kapitalist sistemin göbeğinde farklı türde ekonomik ilişkiler yaratmış olduğumuzu fark ettiğimizde başlar. Parayla tanımlanmayan kendi servet ve değer biçimlerimiz var. Bu ekonomiler, önceliği rekabete ve kâr etmeye vermiyor, insan gereksinimlerini ve ilişkilerini merkeze alıyor. Yeni bir ekonominin, işbirliği, eşitlik, çeşitlilik ve kendi kaderini belirleme ekonomisinin, bir ‘dayanışma ekonomisi’nin toprağa atılmış tohumları onlar.

Kapitalist ekonomi bu tohumları değersizleştirmiş ya da bizden saklamış olsa da, onları alternatif ekonomik örgütlenişimiz için başlangıç noktaları olarak kullanabiliriz. Dayanışma ekonomisi projesi, bu tohumları sulama, diğer bir deyişle, var olan dayanışma alanlarını saptayıp genişletme ve bu süreçte, yeni ve daha büyük dayanışma alanları yaratma projesidir.

Dayanışma, yerel ve küresel düzeyde karşılıklı ilişkilerimiz konusunda aktif sorumluluk almaya dönük dinamik ve kolektif süreci betimleyen güçlü bir sözcüktür. Dayanışma içinde iken, kaderimizin insan olan ve olmayan başkalarının kaderine bağlı olduğunu, kimi zaman son derece eşitsiz ve baskıcı olan karşılıklı bağlantılarımızın bilinçli eylem ve dönüşüm gerektirdiğini fark ederiz. Dayanışma yoluyla, başkalarının farklılığını, özerkliğini, gücünü ve saygınlığını fark ederiz. Özgür ve sevinçli olma mücadelelerimizin birbirinden, sandığımız kadar farklı ya da uzak olmadığını anlarız. Ortak mücadele konusunda etik pratik geliştirmeye başlarız.

Sık sık insanların ‘bir şeye karşı olmak kolay; pozitif alternatiften yana olmak çok daha zor’ dediğini duyarım. ‘Ekonomi’ye ilişkin egemen öyküye inanır ya da alternatifi adlandırma ya da yeni ekonomik sistemi teknik ayrıntılarıyla anlatma zorunda olma tuzağına düşecek olursak bu gözlem doğru olabilir. Öte yandan, başka bir öyküyle, kapitalist ekonominin yüzeyinin altında alternatif dünyaların tohumlarının var olduğunu ve hatta filizlenmekte olduğunu görebiliriz. Yükümlülüğümüz, soyut bir şablon ya da şema geliştirip sonra da herkesi bunu izlemeye ikna etmek (ya da zorlamak) değil, çevremizdeki umut ve yaratı alanlarını saptamak, adlandırmak, kutlamak, onları güçlendirmek ve birbiriyle bağlantılı kılmak için örgütlenmek ve bunları yaparken yeni olanaklar ve ilişkiler yaratmaktır.

Bu bakış açısından doğabilecek yaratıcı projeler kuşkusuz, birçok başka dönüştürücü çalışmayla da bağlantılandırılmalıdır. ‘Karşı’ olmak nasıl yeterli değilse, yaratmak da yeterli değildir. Birçok farklı eylem biçimini kapsayan ve birbiriyle bağlantılandıran toplumsal hareketler inşa etmeliyiz; kendimizi ve içinde yer aldığımız topluluğu zarar görmekten koruyacak savunma eylemleri; var olan baskı ve sömürü yapılarını ve bütün ırkçı, seksist, sınıfçı, homofobik ve başka şekillerde dışlayıcı biçimlerini sorgulayacak saldırı eylemleri; çok çeşitli şekillerde dayatılmış olan acı ve tükenmişliği ele alacak ve iyileştirecek sağaltım eylemleri; günlük gereksinimlerimizi karşılayacak ve egemen toplum ve ekonominin baskılarından kurtulmamıza yardımcı olacak alternatif yapıları kuracak yaratıcı eylemler..

O halde, toparlayacak olursak: Hepimiz ‘dayanışma ekonomistleri’yiz. Birlikte, ekonomilerimizi, çalmış olanlardan geri alabiliriz. ‘Ekonomi’ sözcüğü Yunanca oikos (ev) ve nomos (kurallar/yönetim) sözcüklerinden gelir. Evin yönetimi. Kimin evi? Bizim evimiz! Kimin yönetimi? Kolektif özyönetim! Birlikte, evlerimizi güvenlik, ilgi, sevgi, iyilik, büyüme ve dayanışma alanları halinde geri kazanabiliriz.

Ethan Miller <ethanmiller@riseup.net>

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>