Armağan Verme ve Kamusal Alan

yelizyilmaz |
18 Ağustos 2014 |

Maralena Murphy ve Jenny Leis <jennyleis@riseup.net>

* Bu yazı Zumbara aracılığıyla, saat karşılığında Emre Çakman tarafından çevirilmiştir. Makale Shikshantar’ın ‘Reclaiming the Gift Culture‘ kitabında yer almaktadır. Emre’ye desteğinden dolayı teşekkür ederiz.

Bu yayındaki diğer eserler, eksiksiz ve anlaşılır bir biçimde, armağan ekonomisinin, dönüşüme uğrayan insan ilişkileri ekosisteminin ortaya çıkışıyla olan ilişkisinden bahsetmektedir. Bu makalede ise, birlikte çalışmak için fiziksel bağlarla bağlanmış biyolojik varlıklar olduğumuz, biriktirmek ve gözetmekten ziyade, vermekle daha büyük tatminler yaşadığımız önermesini kuvvetlendirmek istedik.O halde, sorumuz şu: Bu kamusal, esaslı, yaygınlaşabilir ve etkili bir yolla nasıl yapılır?

Portland, Oregon’daki ‘Şehir Onarım Projesi’ (The City Repair Project) serbest bölgeler oluşturarak ve kamusal alanda karşılıklı değiş tokuş imkanları sağlayarak armağan kültürünü evrensel anlamda yaşanır ve ulaşılır kılıyor. Şehir Onarımı çalışmasının özünde; karşıt durumunun kısa bir tarifiyle daha rahat anlaşılır hale gelecek olan, Alan Oluşturma (Placemaking) fikri yatıyor. Bizler Amerika Birleşik Devletleri’nde, egemenlik ilkeleri, isimsizlik ve kapitalist toplumun tarafsız değişim özellikleriyle demlenmiş hayatlar yaşıyoruz. Ailelerimizin inşa etmediği (ve muhtemelen hiçbir zaman sahibi olamayacağı) evlerde doğduk. Türdeş tasarımların sonucu olan coğrafyalara tanık olduk ve sınır içinde sınırlara hapsolmuş hayatlarımızla, doğal dünyanın saf çeşitliliğinden koptuk. Bize, dünyaya ‘YAŞIYORUZ; ŞİMDİ VE BURADA’ diye haykırırarak kök salmak için fırsat tanınmadı.

Placemaking (Alan Oluşturma), kent sakinlerinin aktif katılımcı olduğu, ikamet ettikleri; hayatlarının manzarasını oluşturan yerlerle ilişki kurdukları, kişilerin bu yerlere kamusal yönetim ve toplumsal yapıyla ilişki içinde olduğu hissiyle şekil verdiği çok katmanlı bir yöntemdir. Bu, çoğunlukla kamusal alanın ıslahıyla olur: sokak köşelerindeki yükseltilerin oturulabilir, dinlenip sohbet edilebilir yerler haline getirilmesi, kaldırımlarda komşuların yerel etkinlikler, ihtiyaçlar ve kaynaklar hakkında ilanlar paylaşabileceği kulübeler yapılması, kaldırımlara halkın kullanmadığı eşyalarını bırakabildiği ve ihtiyacı olanların bunlara ücretsiz sahip olabileceğini bildiği ‘ücretsiz kutular’ koyulması, gelip geçenlere buranın bir “Mekan: İçinde yaşanılan, sakinleri tarafından bilinen ve sevilen bir yer” olduğunu gösteren sokak boyamaları gibi projeler.

Bu projeler, her defasında, kendi muhitinde neler olmasını istediklerini tartışmak için bir araya gelen yerel topluluklar tarafından üstlenilir – kamusal alanda neler eksik ve bu topluluk, şu an yaşadığı yerde birlikte çalışarak, nasıl kendi cennet bahçesini yaratır? Böylece, Şehir Onarımcısı’nın işi, katılımcılarının hediyeler vermesini gerektirir –zaman, kaynak, enerji, mesuliyet ve hizmetten oluşan hediyeler. Verilen bu hediyeler sayesinde şehrin sosyal ve fiziksel onarımı tamamlanmış olur. Şehir sakinleri büyük oranda, para alışverişi ve bürokrasiden ibaret soyutlamalar yerine, tanıdık insanlar ve mekanlarla, yaşamak ve soluk almanın alışverişi üzerine ekosistemler geliştirmeyi öğrenir.

Buradaki önemli nokta, bu komşuluk projeleri armağan ekonomisinin deneyimlerini sunarken, projenin yaratımında yer almayanların durumu. Siz okuyucunun talihsizliği, Şehir Onarımcısı’nın işiyle edebi bir alanda karşılaşma yaşıyor oluşunuz. Onarılmış alanlardan geçen insanların deneyimlerini anlamanız için size gereken şey, betimlemeler: güzel bir tablo, topraktan yapılmış bir bank, ilan tahtasından bir mozaik. Trafiği yavaşlatan, yaşam detayı ve güzelliği yaratan, hiçbir mühendislik firmasıyla uyuşmayan bu projeler, insanların yardım edemediği ama durup ‘Bu ne?’ dediği baskın, şekilsiz ve kişiliksiz ‘kamusal’ fikrine alternatif, fiziksel bir boşluk sunmaktadır.

Bu ilgi ve merak kıvılcımı, bizim masum şehir sakinimizi hediye endüstrisine çekmek için bir kancadır: aniden, bir kulübeden bir bebek bakıcısının telefon numarasını alıyorlar ya da kendilerini bir bankta, gerektiğinden fazla kabak yetiştirmiş bir komşunun yanında otururken buluyorlar, kadın poşetler dolusu kabak uzatıyor ya da ‘iletişim istasyonu’nda bir anı defterine çocukluğundan güzel bir anısını yazıyor, oradan geçen, küçük spiralli deftere ulaşacak yüzlerce insandan birinin tanıklık edeceği ve seveceği bir hikaye.

Bu projenin kamusal alandaki varlığı armağanın verilmesini sürdürecektir; eğer biz yeteri kadar cesur olabilirsek…

Bir evrenselleşmiş pazar ekonomisinden bir çok yerel, birleşmiş armağan ekonomisine kadar, apaçık bir türler arası geçiş gerekliliği bağlamında, Şehir Onarımcısı’nın projeleri insanların kendilerinden verebilme yeteneklerini güçlendirecek geri bildirim düğümleri atacaktır. Lezzet vererek ve doku oluşturarak ilişkileri geliştiren tek şey hediyeler değil; aynı zamanda, yapan ve kullanan, verici ve alıcı arasındaki bağlantıdaki anı ve tavırlardır. Bu ilişkilerin içinde var olmak, paylaşılan deneyimler ve kollektif hareketle oluşturulan güven ve anlayışla, kendimizden daha ve daha fazla verebilmemize olanak sağlanacaktır.Saygın paylaşım kültürünü kuran, hareketlenmeleri ateşleyen ve dünyaları yeniden kuran şey, bu ilişkiler, insanlar arasındaki bu güvendir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>