ARMAĞAN RUHU: CHARLES EISENSTEIN

aysegulguzel |
15 Nisan 2013 |

* Bu yazı zumbara.com (saat biriminin kullanıldığı alternatif bir ekonomi sisteminde) aracılığıyla Zuhal Kumruoğlu tarafından çevrilmiştir. Röportajın yapıldığı Charles Eisenstein, Zumbara’nın bilgelik çemberi üyesidir.

Armağan.

Bu basit bir önemseme, ilgi gösterme davranışıdır.  Açık bir avuç gibi, bağlantı kurmaya davet — bir başkasına destek, saygı veya iyi dileğin simgesidir. Acaba daha fazlası olabilir mi? Armağanlar mali sistemimizi yeniden yapılandırabilir mi? Armağan ekonomisinde yaşamanın anlamı nedir?

Geçen Cumartesi’nin Forest Call‘unda, Charles Eisenstein‘ın armağan ekonomisinde kendi kişisel yolculuğundan içgörü, görüş ve öyküleri paylaşımını dinledik. Konu hakkında kapsamlıca yazıp konuşmakla kalmayıp, kendi yaşamını; söylemini uygulamak için verimli bir yer olarak kullanıyor. Üç çocuk yetiştirirken üç kitap, pek çok deneme yazmış, parasız kalmış, parayla ilgili korkularıyla yüzleşmiş ve almanın değerini öğrenmiş.

Charles, başından sonuna kadar, gerçekten konfor alanlarının eşiğine gelerek insanlık ve varlığın daha derin sorunlarını sorgulayıp yanıtı için kendi yaşamını bir araç olarak kullanan biri.

Parayla Deneyler

Charles, gençlik yıllarından beri, dünyada anlaşılması zor bir yanlışlık olduğunu hissediyordu. “Bunun ne olduğunu bilmesem de, bana normal olarak sunulana içtenlikle katılmamı önledi.”

Bu onu dolambaçlı bir keşif yoluna – sağlık, evlilik ve para krizleri yaşayıp seyahat, profesyonel çalışmalar yolundan; “denetimli yaşamı” bırakarak, kendisi ve diğerleri ve etrafındaki çevreyle zengin bağlantılara adım atmaya yönlendirdi.

Charles,  İnsanlığın Yükselişi’ni yazdıktan sonra, mali sıkıntı yaşadı: “Beş parasızdım… 5$’dan az param olup yiyecek ile yakıt arasında seçim yapmam; daha doğrusu, bunu üç çocukla birlikte yapmamız gereken zamanlar oldu..”

Yine de hiçbir zaman aşırı ihtiyacı olmadı. Hiç aç kalmadı. Çocukları hiç aç kalmadı. Hiç üşümediler.

“Aslında hiç kötü bir şey olmadı” diye açıklıyor. “Olan tek şey, baştan beri gerçekten korktuğum şey olduğu sonradan ortaya çıkan, yardım istemek zorunda kalmamdı. O onur kırıcı ihtiyaç içinde olma deneyimi. Ve bunu yaşamak, parayla ilgili bütün korkularımı silmiş gibi oldu.”

İhtiyaç içinde olduğu zamanlarda, Charles kendini cömertlikle kucaklanmış halde buldu.

Dairesini kaybettiği anda ona evini açan biriyle tanıştı. Orada daha fazla kalamayacağında, bir kiropraktörle sohbetinde bundan bahsedince, o onun ‘River Sanctuary,’ (Nehir Barınağı/Tapınağı)  adında, insanların onlarla birlikte kalmalarına izin verdikleri bir yuvaları olan arkadaşlarıyla bağlantı kurmasını sağladı.

Kulağa pek basitmiş gibi gelecek şekilde, “Bu çok kolay olmuş gibiydi,” diyor.

Başka bir seferinde, Charles bir benzin istasyonunda, arabasının koltuğunun altından bozuk paraları arayıp çıkarmıştı. Birkaç dolarlık bozuk parayı zar zor denkleyip, benzin parasını ödemeye girdi. Gaz pompasının yanına döndüğünde, bir yabancı ona yaklaşıp 5$ uzatarak sadece, “Ben oradaydım,” dedi.

Alma ve Vermenin Psikodinamiği

Birleşik Devletlerde yaşamakla, Charles her yandaki kaynaklardan faydalanmayı öğrenmişti.  “Yemek odası masasına ihtiyacım olduğunda, birinin bodrumunda vardı. Zenginlik orada. Önemli olan sadece bağlantıları kurup, almaktan korkmadığım bir ruh haline girmek.”

Ama bu kadar maddi zenginliğin bulunduğu bir toplumda hala hakim olan yoksunluk hissi var. O bunun bizim alma ve verme psikodinamiğinde alıp vermeye gönülsüz olarak  kendimizi birbirimizden ayrı tutmamızdan kaynaklandığına dikkat çekiyor.

“Bir şey aldığınızda, “borçlusunuzdur”, ya da  minnettarlık duyarak karşılığında bir şey vermek istersiniz. Bence bu evrensel. Ve birbirimizden ayrı, bağımsız ve kendine yeten olmayı arzuladığımız bu ayrılık alışkanlıklarımız var… Ayrıca “Pekala, ben veren olmak istiyorum, alan değil. Almak istemiyorum, diyen şu ruhsal gurur da var.”

Ama Charles bunun da bir yanılgı olduğu açıklıyor çünkü “eğer gerçekten alabileceğinizden fazlasını verebileceğinizi düşünüyorsanız, o zaman, ‘Armağan benden gelir. Armağanın kaynağı benim,’ diyorsunuz.  Ama hiç kimsenin armağanlarının kaynağı olmadığını — ve bizim armağan için yalnızca bir kanal olduğumuzu — anlarsanız, o zaman, almak ve vermek denge halinde olmalıdır.  Armağan kaynakları size armağan olarak gelmelidir ki siz de onları armağan edebilin.”

O daha çok paylaştıkça, armağanın incelikleri daha da açığa çıktı. Örneğin, bir düzeyde, Charles kitaplarını ve çalışmalarını armağan olarak sunuyor. Daha ince yanların kavranabildiği bir düzeyde, o kendini başkalarındaki fikirleri alan olarak görür:

“Herhalde  pek çok sanatçı ilhamın onlara bir armağan olarak geldiğini kabul eder. Bu, benim fikri mülkiyet anlayışına katılmama nedenlerimden biri. Ben kendimi bu fikirlerin, hatta orijinal olduğunu savunabileceklerimin bile, sahibi olarak görmüyorum. Onlar da bana armağan olarak geliyor.”

Paranın Değeri

Armağan etmeye geçiş muazzam değerde olsa da, bu parayı tamamen terk etmenin ideal olduğu anlamına gelmek zorunda değil.

Charles, Avrupa’ya yakın zamandaki bir gezisinde, iki yıl boyunca parasız yaşayan biri olan Mark Boyle ile biraz zaman geçirdi. Mark paraya hiç dokunmayacak kadar ileri gitmiş ve o iki yıl içinde gayet iyi yaşamıştı. Bugün parayı yine kullanıyor. Neden mi? Gerçekleştirmek istediği projeleri var ve onları başarıyla tamamlamanın en iyi yolu para aracını kullanmak.

“Proje tam orada, gözünün önünde ve para olmasaydı  onları çok daha az verimli şekilde gerçekleştirmesi için her türlü ince elenip sık dokunmuş çözümleri bulması gerekecekti,” diye açıkladı Charles. Bunun da ötesinde, Mark parasız olmanın onun için — “saf” hale gelmek ve suçluluktan kurtulmak için yaptığı – bir fetiş türü haline gelmekte olduğunu hissetmiş.

Bilinçli yaşama çabalarında, bu toplumdan kaçış fikri bulunabilir. “Bazı insanlar — ben de bazen böyle hissederim — sırf parayla hiç ilgilerinin kalmamasını ister. Sırf buna hiç katılmamayı. Suç ortağı olmamayı. Araba kullanmamak, fosil yakıtlar kullanmamak, parayı kullanmamak…”

“Ama,” diye belirtiyor Charles, “Bunun yanında ormana gidip interneti hiç kullanmasam ve meyve ve çileklerle geçinsem bile, dünyanın hala etrafımda yanmaya devam ettiğinin de farkındayım. Bunu niye yapayım?”

Bir yandan, paranın anonim araç olduğuna dikkat çekiyor. O gıdamızı yetiştiren, giysilerimizi diken, evlerimizi inşa edenleri tanımamıza gerek bırakmayan bir değişim aracıdır ve anonimlik bizi yaşamı gerçekten zenginleştiren şeylerden — samimiyet, özgünlük, ilişkiler ve insan bağlantılarından yoksun bırakır.

Ancak, diğer yandan, “Dünyada anonim ilişkilere de yer var,” diye ayırt ediyor. “Benim kullandığım bilgisayardaki devre kartlarını kimin tasarladığını gerçekten şahsen bilmeme gerek yok. İnsan faaliyetinin akışını çok geniş sosyal mesafelere yönlendirme yoluna da ihtiyacımız var. Paranın en azından bir görevi var…ve öyle evrimleşmeye devam edecek ki bir gün paradan çok farklı görünüp artık ona para bile demeyebiliriz.”

Bolluk Kalbiyle 

Charles, her bir içgörü ile yeni bakış açısı düzeyleri açıyor. Ama yalnızca kendi zihninde geleceğe bir pencere açmıyor, dünyada kocaman bir kalp derinliğiyle de  hareket ediyor.

Ona ruhsal bir uygulamasının olup olmadığı sorulduğunda, “Benim uygulamam — aslında, eğer  uygulamam varsa — başkası gibi olmanın nasıl olduğunu anlamaya çalışmak,” diye alçakgönüllülükle yanıtlıyor.

Charles, vermenin ardındaki niyetleri ele alırken, birbirimize bağlılığımızı tarif eder: “Benliğin pek çok düzeyi vardır. Ve bu düzeylerin her biri bir sevgi alanıdır. Çünkü gerçekten de sevgi, başkası olmadığınız hissidir. Böylelikle sizin mutluluğunuz benim de mutluluğum, sizin acınız benim de acımdır. Biz ayrı bireyler değiliz.”

Görüşme sona ererken Charles ile konuşmanın zengin olasılıklar ekonomisinden yararlanmaya benzediği anlaşılıyor. Bizim dünyanın sürekli gelişmekte olduğunu — mali sistemimizin akışkan olduğu ve gerçek güvenliğin sosyal bolluk, birbirimize karşı cömertçe davranışlarımızda yattığını –  hatırladığımız bir ekonomi.

Tam bir armağan ruhu içinde, “Bizim küçük hareketlerimizin kozmik önemi vardır… Beni gerçekten güvende hissettiren, kendimi gerçekten kabul görmüş, gerçekten seviliyor hissettiğim zamandır. Başka insanlardan bolluk deneyimi aldığım zaman… Bolluk bilgisine geçiş kendi bildiğimizi okuyarak yapabileceğimiz bir şey değildir. O adım armağan olarak almamız gereken bir şeydir. Bunu kendi başımıza yapamayız, ama başkalarının bunu yapmasına yardım edebiliriz. Kendinize veremeyeceğiniz deneyimi başkasına verebilirsiniz.” diye belirtiyor.


Charles Eisenstein, Kutsal Ekonomi ve İnsanlığın Yükselişi’nin yazarıdır. Harrisburg, Pensilvanya’da karısı ve çocuklarıyla yaşıyor. Yazmaya devam edip konuşma ve atölye çalışmaları yaparak dünyayı dolaşmaya devam ediyor. Daha fazla bilgi ve en son haberlere internet sitesi ve bloğundan ulaşılabilir.

15 Ağustos 2012, Audrey Lin, Service Space

 

 

 

ARMAĞAN RUHU: CHARLES EISENSTEIN için 2 Yorum

  1. begum, civarı yazdı:

    I love çars :)

  2. Git gide daha fazla algılayıp anlamaya başlıyorum bu akımı. Emeklerinize teşekkürler. En derin sevgi ve saygılarımla.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>